ShareTwitter için az önce yeni bir status yazdım… “Sosyal Medya” ağımı ve kullanımımı artırıyorum”…
Bu iki cümle anlamsız mı? Okumaya devam etmeyin… Devam ediyorsanız yeni bir PR anlayışını okumaya hazırlanarak devam edin…
360 derece İletişim eğitimimizde sürekli olarak vurguladığımız medya ilişkileri eşit değildir PR yaklaşımımızı unutmadan, medya ilişkilerinde yaşanan dijital devrime dikkatinizi çekmeye çalışıyorum. Bugün hala basın bülteni göndermek birincil bir medya ilişkisi faaliyeti olarak görülüyor. Oysaki, Google’da arama yapıldığında ön sıralarda çıkıyor olmak bugün ön planda tutulması gereken iletişim aracı… Bu da bize kelimelerle nasıl oynayacağımız, blogları nasıl kullanacağımızı öğrenmemiz gerektiğini ve google search optimization hizmeti veren profesyonelleri farketmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
Bir adım daha gidelim… Facebook bize yeni bir iletişim alanı açtı. Ardından Twitter, friendfinder, digg, gibi oluşumlar duymaya başladık. Bugün eğer bu…
ShareGeçenlerde Internet?te gezinirken Danimarka?da Ocak 2004 yılında kaleme alınmış bir makale ile karşılaştım. ?Answer the question? başlıklı makale Nijeryalı gazeteci George Wondoo? imzasını taşıyordu. Makalenin ana teması gazeteci ile şirket sözcüleri arasındaki ilişkiydi. Bunu bir alışverişe benzeten yazar, bu alışverişin ?media training? ihtiyacını yarattığını söylüyor.
Yazara göre ?media training? kişilere, karşılaşabilecekleri sorular, bir mülakat sırasında yaşayabilecekleri her aşama üzerine kapsamlı bir çalışma sunarken, temel amaç sözcünün söylemek istediklerinin dışında bir şey söylememesini sağlamaktır yoksa soruların gerçek cevaplarını değil. Dolayısıyla birçok örnekte röportajların bir halkla ilişkiler klasiğine döndüğü, gerçeklerin sorgulanması, yeni bilgilerin ortaya çıkması yerine bir tür vaaza, monoloğa dönüştüğü görülmektedir.
Bu makaleyi okurken insanın aklına ister istemez bazı sorular takılıyor. Sözcülerin, röportajlarda gazetecinin karşısına oturanların amacı sorulara gerçek cevapları vermemek midir?…
ShareKaranlık bir yolda ilerliyorum. İleride parlak bir ışık var. Yaklaşıyorum. Adım adım ilerliyorum. Işık gittikçe belirginleşiyor. Karanlığın ortasında büyük bir ateşin alevlerini görüyorum. İnsanlar var. Hareket halindeler. Dumanlar çıkıyor. Büyük bir fabrika? Kocaman camlarından içerideki kazanın ateşi yansıyor. Çalışanlar el arabalarıyla sürekli bir şeyler taşıyor. Sanırım kağıt taşıyorlar. Evet, evet. Kağıtlar? Tıka basa kağıt dolu çuvallar el arabalarında taşınıp, kazanın içine boşaltılıyor. Biraz daha yaklaştığımda fabrikanın tabelasını görüyorum ?Çöpe Giden Sunumlar İmha Ünitesi?.
Kamyonlar yanaşıyor. Binlerce sayfayı kapının önüne yığıyorlar. Kağıtları zar zor seçebiliyorum. Üzerlerinde grafikler, resimler, kocaman başlıklar var. O anda çalışanlardan biri beni fark ediyor. ?Hey kim var orda?? Bir anda herkes bana bakıyor. Koşmaya başlıyorlar, kaçıyorum. Koşuyorum, daha hızlı, daha hızlı?
Cep telefonum sabah olduğunu bağırıyor. Hızla…