Değerli okurlar… Bu yazıda ?marka? ile ilgili birşeyler yazmaya ve bunu yaparken de çok teorik olmamaya karar verdim. Mümkün olduğunca da iş hayatında geçirdiğim 12 senenin bana hissettirdiklerini aktarmanın doğru olacağını düşündüm.
Neydi bu ?marka? dedikleri? Kolay olunuyor muydu? Marka olmak için nasıl bir süreç izlenmeliydi? Bu soruların karşılıklarını birçok yerde bulmanız mümkün. Ben bulabileceğiniz teorik açıklamalar yerine hepimizin çok yakından tanıdığı kendimizi kullanıp bu sorulara cevap bulmaya çalışacağım.
Markayı yaratan değerler gibi bizleri de yaratan değerler sözkonusu. Örneğin, kendinizi ele alın. Güvenilir olmanız, katıldığınız ortamlara değer katmanız, inançlarınız, çevreye olan duyarlılığınız, çalışkanlığınız gibi birçok değer sizi tanıyanların gözünde sizi marka yapan değerler. Yani sizi Bülent, Emrah, Aslı, Banu, Emre, Zeynep yapan değerler.
Düşünsenize yukarıda saydığımız değerlere sahip bir bireyin marka değerini. Herkes tarafından aranan, her ortamda görülmek istenen bir kişi.
Kısaca tüketilmek istenen bir kişi. Dikkat ettiyseniz, yukarıda saydığımız değerler, fonksiyonel ve duygusal değerlerin kombinasyonundan oluşuyor. Yani siz hem çalışkan hem de yakışıklı veya güzel olabilirsiniz ama güvenilir değilseniz, birlikte olduğunuz insanlara huzur vermiyorsanız, marka değeriniz bu iki boyuttan değerleri de aynı anda bünyesinde barındıran bir başka kişi ile kıyasladığınızda hiç de eşdeğer olmayacak ve sizi tüketen insanlar sizi tüketme konusunda çok da istikrarlı davranmayacak ve başka markaları tercih edeceklerdir.
Unutmayalım ki markalar da bu iki boyutlu değerleri bünyelerinde aynı anda barındırmak ve bunu da tüketicilerine ispatlamak zorundadır. Yarını düşünürken bugünü kurtarmalı, bugünü kurtarırken yarını unutmamalıdır. Bu da markalarıyöneten kişilere imaj ve promosyon faaliyetlerini iyi dengeleme sorumluluğu yükleyecek, bu hassas denge de markaların başarısını belirleyecektir.
Zaten ?ürün? ile ?markayı? birbirinden ayıran özellikler de burada ortaya çıkıyor. Bir üründe bulunması gereken fonksiyonel faydaların yanısıra o ürüne duygusal boyutları katabildiğiniz ve ürüne yaşayan bir kimlik yükleyebildiğiniz anda, o ürün artık bir ?MARKA? olmayı hakediyor.
Birey olarak bugün kendimize belli yatırımlar yaparken, bunları kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ayırmamız mümkün.
Vizyonumuzu genişletmek adına seyahat ediyor, kitap okuyor, teknolojiyle ilgileniyorsak, bunları kendimiz için yaptığımız uzun vadeli yatırımlar olarak sayabilir, bir davete giderken en güzel kıyafetlerimizi giyiyor ve süsleniyorsak, bunu da kendimize ait promosyon faaliyetleri arasında tanımlayabiliriz.
İşte markalarda yapılanlar da bundan çok farklı değil. Kısa vadeli dönemsel promosyonlarla ürünün satışına ivme vermeye çalışırken ve promosyon programları üretirken, uzun vadede tüketici güvenini kazanmış, çevresine, kendisi için emek harcayanlara ve tüketicisine saygılı, vizyonu geniş ve sağlam markalar yaratmak adına da imaj programları yapıyorsunuz.
Bir müzisyen için bestesinin herkesin ağzında mırıldandığını duymak neyse, bir pazarlamacı için de detaylarını hazırladığı bir pazarlama programının rakamsal ve duygusal sonuçlarını almak aynı şey…
Tabii son olarak da şunu belirtmek gerekir ki, bir ürünün marka olması ile ilgili kararı veren kişiler tüketicilerdir. Pazarlamacıların görevi, uygun zaman ve koşullarda ürün ile tüketiciyi buluşturmak olacaktır.
Beyinlere ve yüreklere seslenmeyi unutmayın.
Besteleriniz uzun ömürlü, sevdikleriniz sadık olsun?
Levent Soygür”ü şirketinizde konuşmacı olarak görmek için iletişim formumuzu doldurabilirsiniz.