Bir kere üniversite hayatı başladı mı şirketlerle ve onların İK çalışanlarıyla tanışma zamanı da gelmiş demektir. Daha üniversitenin ilk sınıfından itibaren bir gelecek kaygısı başlar ve nerede staj yapsam sorusuyla kendimizi bir mülakatın ortasında buluruz.
Ben de ilk kez, üniversite ikinci sınıftayken okulumuzun Kariyer Günleri?nde, hangi şirketten olduğunu bile hatırlamadığım bir İK yöneticisinin karşısında bulmuştum kendimi. Herkes bir şeyler yapıyor bari ben de en azından bir yerle görüşeyim duygusuyla oturmuştum o masaya ama sonradan da bin pişman olmuştum. Karşımdaki kişi mezun olduktan sonra ne yapmayı düşündüğümü sordu. Ben de büyük bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı içinde tam da emin olmadan aslında, üniversitede kalmayı düşündüğümü söyledim. O anı hiç unutamıyorum. Kadıncağız gülümsedi ve sonra birkaç soru daha sordu. Ama belliydi ki benim için görüşme aslında orada bitmişti. En sonunda da bana bir tavsiyede bulundu; bir iş görüşmesindeysem eğer gelecekten bahsederken üniversite hayallerimin bu planın içinde yer almaması benim için iyi olurdu. Ben iyice kafası karışmış bir halde kalktım yerimden ve bir başka masaya da gitmedim. Üniversitede kalmaktan bahsetmem de nereden çıkmıştı? O ana kadar öyle bir düşüncem olduğunu aslında ben de bilmiyordum. Bu görüşmenin ardından bende ?iç görüşme? süreci başladı. Zihnimde bin tane tilki döndü, döndü ve bana neler neler fısıldadı: ?sen ne kadar aptalsın, kalktın ne söyledin. Hiç bu söylenir mi? Kadın seni rezil etti? önce ne yapacağına karar ver?.? Bu ilk görüşmenin ardından bir süre sonra o kadar çok görüşmeye gitmiştim ki artık böyle bocalamalar yaşamamaya ve hatta en ufak bir heyecan kırıntısı dahi duymamaya başlamıştım. Ama tabii kendi içimde yaptığım görüşmeler devam ediyordu.
Geçmiş zaman kendi iş görüşmelerimin hikayeleriyle dolu, şimdi ise çalıştığım konu gereği bir çok kişinin iş görüşmesi öncesi ve sonrası hallerine tanık oluyorum. Öncesinde gördüklerim; gerginlik, telaş, kendinden emin olamama, gelebilecek olası her soruya karşı hazırlık yapmaya çalışmak, ve tabii acaba ?beni beğenecekler mi?? sorusunun cevabını düşünmek? Sonrası ise bir tür fal bakma: acaba verdiğim cevaplar onların beklentilerine uyuyor muydu? Acaba ne zaman beni arayacaklar? Diğer adaylar nasıldı? Kendimi iyi anlatabildim mi? Tabii bir de cevap geldikten sonraki süreç var. Eğer olumlu bir cevap geldiyse hiç mesele kalmıyor ama olumsuz bir cevap alındıysa ?iç görüşmeleri? devam ediyor: ?x? soruya şöyle cevap verseydim daha iyi olurdu, aslında şu yönümü öne çıkarsaydım kesin ben seçilirdim, ben bu görüşme olayını beceremiyorum, acaba nerede hata yapıyorum?….
Bu soruların sonu gelmiyor gerçekten, bazen verilen otomatik yanıtlar bile bizi hayli düşündürüyor: ?neden ben değil??
İK Departmanının oluşumundan önceki sürece baktığımızda her firmada departmanların kendi içinde bu meseleyi çözdüklerini görüyoruz. İstedikleri kişilerle görüşmeleri yapıp, kendi kararlarını verip kişileri işe başlatıyorlardı. İK departmanı devreye girdikten sonra, İK?nın süreçleri girdi diğer departmanların hayatına. Aşamalı görüşmeler, testler, grup çalışmaları, ilanlar vs? işler bir anda çetrefilleşmişti. En doğru kişiyi seçmek için çok kafa yoruldu ve güzel sistemler geliştirildi. ?insan? faktörü daha çok ön plana çıkarıldı. Şirketler kendilerini bu alanda geliştirirken, bizler de kendimizi iyi görüşme yapma konusunda geliştirmeye başladık. Güçlü ve zayıf yönlerimizi, gelecek amaçlarımızı daha derinden düşünür ve anlatır olduk. Yaşadığımız olumsuz sonuçlanan görüşmelerimizde kendimizi pek bir sorguladık, bazen görüşme bile yapmadığımız halde ?neden başvurduğum halde görüşmeye çağrılmıyorum?? diye kafa patlattık. Bu sorulara kocaman mantıklı cevaplar aradık. Ve bu süreçte bol bol da kendimizi suçladık. Oysa ki bazen cevaplar sanıldığından da basit olabiliyor:
İşte neden bir türlü istediğim sonucu alamıyorum mülakatlardan sorusunun olası cevapları? Bu cevaplar gösteriyor ki bir iş görüşmesinden ya da başvurusundan olumlu cevap alamamanın sorumlusu sadece biz olamayız. İşin içinde biraz da ?kader kısmet tesadüf? var.
İK Yöneticilerinin katılımıyla gerçekleşen bir zirvede konuşmacı olan ve görüşlerine/deneyimlerine çok güvendiğim arkadaşım da bu ?kader, kısmet, tesadüf? meselesinden bahsetmişti. Kurulan ve çalıştırılan bu kadar büyük ve önemli sistemler olmasına rağmen, bir şekilde bazen bir kişinin işe alınmasında ya da alınmamasında bu en büyük sistem ?kader, kısmet, tesadüf? devreye giriveriyormuş.
İş görüşmelerinden sonra ?iç görüşmelerimizi? yaparken isterseniz bu mevzuyu da devreye sokun, bence rahatlatıcı ve özgüven tazeleyici olur.
Altan Özen”i şirketinizde konuşmacı olarak görmek için iletişim formumuzu doldurabilirsiniz.