Eksi puan verArtı puan ver
+1 puan
1 oy
Loading ... Loading ...

Öğrencilik hayatını bir yerde noktalayıp çalışma hayatına doğru yol alırken, genellikle acil ihtiyaçlarımızdan yola çıkarak ya da elimizde bulunan imkanları değerlendirerek kariyer yolculuğumuzda ilk adımlarımızı atıyoruz. Bazen işsizlik süresi çok uzamasın diye, bazen daha fazla iş görüşmesine gitmek istemediğimiz için, bazen ailemizden para almayı bir an önce bırakmak için, bazen arkadaşlarımızın hepsi bir yerlere yerleşti diye, bazen sırf bize sunulan hazır bir iş olduğu için, bazen de bambaşka nedenlerle çok da fazla sorgulamadan ilk bulduğumuz işlere yerleşiveriyoruz. Kafamızın bir yerinde de “olmazsa değiştiririm” düşüncesi ile birlikte… Küçük bir grup bu şekilde başladığı iş hayatından mutluluğu ve tüm beklediklerini yakalıyor. Büyük bir grup ise “yanılmışım” duygusuyla farklı arayışlara yöneliyor.

Bazılarımız hakikaten de hemen değiştiriyoruz memnun olmadığımız işlerimizi, bazılarımız ise bu konuda çok da hızlı ve cesur olamıyoruz. Bir de “ne yapmak istediğini bilememek” durumu da söz konusu oluyor. “Şu anda çalışmakta olduğum işten ayrılırsam başka ne yapabilirim ki? Benim severek, keyifle çalışabileceğim iş ne olabilir?” sorularına verilecek yanıtların çok kısıtlı olmasıyla ilgili biraz da uzun yıllar hep değiştirmeyi düşünerek aynı işte kalıyor olmak.

İşimizle ilgili karar vermek bir anlamda hayat tarzımızı belirlemek anlamına geliyor aslında. Yani o “yeter ki bir an önce çalışmaya başlayayım” diye düşünerek aceleyle yerleşiverdiğimiz işlerin bize bir yaşam tarzı getirdiğinin farkında olmuyoruz çoğu zaman. Daha sonra iş hayatımızda ilk mutsuzluklarımızı ve hayal kırıklıklarımızı yaşamaya başladığımızda, biraz bu durumun farkına da varmaya başlıyoruz. İşte bu noktada yavaş yavaş “nasıl bir iş olmalı da ben mutlu da olmalıyım?” soruları oluşmaya başlıyor. Tabii eğer yaşadığımız hayal kırıklığı duygusu ümitlerimizi de bitirmediyse. Çözüm nerede? Çözüm, en son düşündüğümüzü en önce düşünmek de, yani meslek seçimimizi yaparken ilk önce nasıl bir yaşam tarzı istediğimize odaklanmak da… Oysa ki okuduğumuz okullardan mezun olurken, çoğumuz yukarıda saydığımız nedenlerle çok fazla düşünmeden hareket ediyoruz.

“Nasıl bir yaşam tarzı istiyorum?” sorusu ise bizi “kendini tanımak” meselesine getiriyor. Kendimizi ne kadar iyi tanırsak o kadar doğru kararlar veriyoruz. Fakat buradaki mesele insanın kendini tanımasının çok da kolay olmaması, en kolay şeymiş gibi gözükmesine rağmen. Kendimizi tanıyabilmek için, kendimiz üzerine ciddi güç sarf edeceğimiz bir araştırma ve gözlemleme sürecine girmemiz gerekiyor. Kendimizi tanımak: güçlü yanlarımızı fark etmek, ilgi alanlarımızı keşfetmek, becerilerimizin ayrımına varmak, zorlandığımız konuları anlamak, uğraşmaktan mutluluk duyduğumuz meseleleri keşfetmek, nasıl bir ruha sahip olduğumuzu bilmek, hayattan ne beklediğimizi bilmek anlamına geliyor.

Çocukluğumuzda sevdiğimiz şeyler ve sevmediklerimizle kurduğumuz ilişki daha net ve daha kararlı. Büyüdükçe, kendimin dışındakilerin sözleri ve etkileri arttıkça kendimizi de unutmaya başlıyoruz. Dolayısıyla, bu yeniden keşfedilmesi gereken bir mesele oluyor. Kendimizi tanımak bir yolculuk: hayatımız boyunca tüm yaptıklarımız ve hissettiklerimiz, katıldığımız geziler, kurduğumuz arkadaşlıklar, aldığımız eğitimler, yaşadığımız olumsuzluklar, olaylara verdiğimiz tepkiler, yeni insanlar, yeni mekanlar, yeni ortamlar… Her biri hayatımıza katıldığında bizim farklı yönlerimizi keşfetmemize olanak sağlıyor.

Kendimizi tanıdıkça, “gerçekten ne istiyorum?” sorusunun cevabı da aydınlanmaya başlıyor. Bulutlar yavaş yavaş dağılıyor; geleceğe baktığımda daha net bir resim görmeye başlıyorum. Beni sorunun cevabına götürecek eylemleri yapmaya cesaretim geliyor. Bazen çok ani kararlar bile alabiliyorum. Bu noktada ortaya çıkan sorun ise çevremden gelen baskının artıyor olması. Ben değişiyorum ama çevrem değişmediği için beni aynı çizgide tutmak istiyorlar. “sen deli misin hazır düzenini bozuyorsun” diyenler, “gereksiz risk alıyorsun” diyenler, “bu krizde iş mi değiştirilir” diyenler, “bu kadar hayalcilik fazla” diyenler, ve daha neler neler. Ve aslında hepsi de iyi niyetle, bizim için söylenen sözler. Ama bir taraftan da bizi yolumuzdan alıkoyan da sözler. Çevremize tamamen kulaklarımızı tıkamak kör noktalarımızı arttırabilir. Bununla beraber, bazen de kendi sesimizi öne çıkartabilirsek belirlediğimiz yolda ilerlemek de söz konusu olacak.

Kendimizi daha çok tanırken bulduğumuz cevaplara doğru çıkacağımız yolculuk çoktan başladı. Unutmayalım ; “yarının nasıl olacağı, bugün ne yapacağımıza bağlı”.

1 Yorum
  1. Harun Elibolca
    10 Şub 2010 20:14

    Merhaba,

    Harkulade bir aktarım yapmışsınız. Bu yazınızda bahsettiğiniz sürecin içerisindeyim tam anlamıyla şuan ve her aşamasını yaşıyorum.

    Yüzde yüz kendimi bulduğum bir paylaşım bu.

    Bu kadar net aktardığınız için tebrik ve teşükkür ederim. Okumak keyifli ve algısal canlanmayı güçlendiriciydi.

    Saygılar.

    Harun Elibolca

Yorum Yapın