Eksi puan verArtı puan ver
+23 puan
25 oy
Loading ... Loading ...

ShareBir organizasyonu ve bünyesindeki insanlara, amaçlı ve tutkulu olarak liderik etmek için liderlerin dört kritik alanda ustalaşmış olması gerekir:

Kişisel Hüküm: Kişisel hüküm, istediğiniz türden bir lider olma konusunda güvene sahip olmaktır. Bu yolda kişisel başarı kazanırsınız çünkü siz: Sahicisiniz, cesursunuz,tutkulusunuz,uyumlusunuz
Şirket Hükmü: Bir kurumun, mali sürdürülebilirliğinin kalbinde liderlerinin anlamlı iş kararları alması yatar. Kilit konumdaki hissedarlar “doğru” kararların alınması bakımından bu liderliğe güven duymak isterler. Mali başarı, zirveyi temsil eder: Ölçülür ve hissedarlara bildirilir.
İlişki Hükmü: Bu tamamen başkalarının sizin dediğinizi  yapacağınızı bilmesi ile ilgilidir. Bu tür bir hüküm oluşturmak için yapmanız gerekenler:  asmadan önce dinleyin,anlamak için içtenlikle dinleyin, paylaşma cesaretine sahip olun, davranışlarınızın ve bunların yarattığı algılamanın sorumluluğunu taşıyın
Teknik Hüküm: Teknik güce sahip olduğunuzda, hem guru konumuna taşınır hem de…

Eksi puan verArtı puan ver
+36 puan
36 oy
Loading ... Loading ...

ShareYa da hiç çıkmazsa ne olur???
“Her gün bir yerden göç etmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne ala,
Her şey dünle beraber gitti, can cazım
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Mevlana Celaleddin-i Rumi
“Değişim” dediğimizde aklımıza ne geliyor? Bu kelimenin bizde bıraktığı ilk duygu ne oluyor? Kaygı, korku, endişe, direnç mi? Ya da merak, heyecan, dinamizm, coşku mu? “Değişim” kelimesi bir tarafta olumlu duygular uyandırırken diğer tarafta olumsuz duygular uyandırıyor olabilir. Farklı duyguları aynı anda yaşıyor olabiliriz. Değişenin “ne” olduğu da bu duyguların ne yönde olacağına etki ediyordur mutlaka. Çok sevdiğimiz, memnun olduğumuz, keyif aldığımız işimizi değiştiriyorsak farklı hissederiz; sevmediğimiz, bizi mutsuz eden, huzursuz olduğumuz evimizi değiştiriyorsak farklı. Duygularımız farklı farklı da olsa değişim bir yandan içinde bilinmezlik…

Eksi puan verArtı puan ver
+45 puan
45 oy
Loading ... Loading ...

ShareŞimdiki gibi ekonomik düşüş dönemlerinde bile tüketicilerin çoğunluğu global ölçekte değerli saydıkları şey için daha fazla zaman ve para verdiğini söylüyor ve bunların yarısından çoğu da primli fiyatlara sahip olsalar bile anlam taşıyan markaları desteklemeye devam edeceğini söylüyor.
Ama sırf  iyiliğin hatırına iyi yapmak yeterli değildir; herhangi hir pazarlama şeklinde olduğu gibi nedene bağlı pazarlama doğru yapılmalı ve iyi hayata geçirilmelidir. İyi nedene bağlı pazarlamayı garantileyen üç temel zorunluluk vardır:

Hedefini nedene inanmalıdır. Hangi nedenlerin müşterinin kalbine yakın ve sevimli geldiğini anlamakla işe başlayın. Eğer büyük, genel bir pazara ulaşmaya çalışıyorsanız, eğer hedefiniz küçük ve daha odaklı ise zaten o insanların en çok nelere değer verdiğim biliyor olmalısınız.
Markanız nedene uymak zorundadır. Eğer markanızın duruş amacıyla ona yatırdığınız anlam arasında organik bir bağ yoksa…

Eksi puan verArtı puan ver
+23 puan
27 oy
Loading ... Loading ...

ShareBelirli bir yaşa gelene kadar en çok kritik ettiğimiz insanlar ebeveynlerimizken iş yasamındaki bir kaç yıldan itibaren en çok patronumuzu yöneticimizi eleştirmeye başlıyoruz. Neden mi?
Biz onlardan daha iyi biliyoruz ve bize yetki verselere bir ağaç dalı ile dünyayı yerinden oynatabiliriz ancak onlar görmüyolar ve görmedikleri gibi, benim dediğim olsun diye inatçılar. Ya siz!
Tüm bunları düşünürken kendi dediğiniz olsun diye inat etmiyor musunuz? Onların patronajını hiçe sayıp, otoriteye saygısızlık etmiyor musunuz? Sizi işe alan, ilk günlerde patron olduğunu kabul ettiğiniz kisşiye gücünü kullanma izni veriyor musunuz? Bence HAYIR! Hal böyle olunca bir yönetici gücüne saygı göstermeyen, isyankar, tecrübeye karşı duran bir genç insana daha fazla yetki verir mi? Ancak güce ve yetkiye, karar vericilere saygı duyduğumuzda, saygı duyduğumuz bu…

Eksi puan verArtı puan ver
+24 puan
27 oy
Loading ... Loading ...

ShareMükemmel bir dünyada çalışanlar, size ve şirketinize daima güvenecektir. Tüm çabalarınıza rağmen güven kolaylıkla eriyebilir. Bu kötü haber. Ama iyi haber de şu ki güven tekrar düzeltilebilir. Güveni yeniden nasıl kurarsınız?

Açık iletişimde bulunun. Durum hakkında konuşun. Yaptığınız hataları, bunlardan ne öğrendiğinizi ve gelecekte ne yapacağınız açıklayın. Kötü haberleri paylaşmaktan  ve hataları itiraf etmekten korkmayın. Aldığınız kararların ardındaki mantığı  açıklayın ve çalışanları kararlarınız hakkında feedback ve veri vermeye teşvik edin.
Çalışanlardan gelen verilere göre değişiklik yapın. Çalışanları dinleyin ve iyi yönlerini hayata geçirin. Bazı yöneticiler, çalışan verisine göre davranmaktan çekinir., çünkü bütün fikirlerin kendilerinden geldiğini düşünmelerini istemez. İyi yöneticiler, tüm cevapların kendilerinde olmadığını bilenlerdir.
Çalışanların tüm beklentilerinizi anladığına emin olun. Çalışanların verimli olabilmesi için işlerinin ne olduğunu ve nasıl yapması gerektiğini bilmesi gereklidir.
Çalışanları hesap verebilir kılın. Eğer güveni zedeleycek bir…

12 Nisan 2010 |
Eksi puan verArtı puan ver
+56 puan
59 oy
Loading ... Loading ...

ShareMerhaba,
Bir eğitim görüşmesi esnasında tanıştığım ülkemizin önemli bankalarından birinin üst düzey yönetici arkadaşımla sohbet ediyorduk. Söz döndü dolaştı insan ilişkilerine geldi. Benimde sıklıkla vurguladığım ve önemsediğim bir konu açıldı.
Tam olarak kendi sözleri ile bana ifade ettikleri şöyledi. “Bundan 5 yıl kadar önce bir gün kendi kendime düşündüm. Bir günün tamamını dikkate aldığımda, çeşitli roller üstleniyor ve dolayısıyla çeşitli maskelere bürünüyordum. Sabah uyandığımda evin hanımı, çocuklarımın annesi, iş yerinde astlarıma karşısında müdür, yöneticilerimin karşısında ise onların astı konumunda, büyüklerimi ziyaret ettiğimde onların minicik kızları, yorgun argın eve gelince gene evin hanımı, çocuklarımın annesi. Bu rol geçişleri esnasındaki maske değişimleri artık beni yormaya başlamıştı. Aslında bu maskeli yaşamın çevremdekileri de yorduğunu hissediyordum. Neden heryerde kendim olmayayım ki diye aklımdan geçirdim. Başladım…

9 Nisan 2010 |
Eksi puan verArtı puan ver
+45 puan
49 oy
Loading ... Loading ...

Share
bir çok işi denedim yıllardır. Çok severek yaptıklarım da oldu aralarında ama ne yazık ki şu an işsizim ve ne yapacağımı da bilemiyorum artık…
Ne yapmak istiyorsun?
Ne istediğimi de unuttum ve zaten iş seçme lüksüm de yok. Şu an en önemli şey benim için bir an önce para kazanmak. Kaç yaşıma geldim ve hala kendi geçimimi sağlayamamak beni çok üzüyor.
Para kazanma gibi bir meselen olmasaydı ne yapmak isterdin?
Ben teknolojiye çok meraklıyım, herkes evine aldığı elektronik aletlerin kullanımını bana sorar. Teknoloji marketlerine gittiğimde çıkmak istemiyorum. Oralarda saatler geçirebilirim. Gerçekten, hiç sıkılmam… Ama bu konuda bir eğitimim yok. Ne yapabilirim bilmiyorum. Nereden başlanır ki?
Bu alan severek çalışabileceğin bir alan olur mu sence?
Aslında olur. Bu konularda insanlara bilgi…

Eksi puan verArtı puan ver
+58 puan
64 oy
Loading ... Loading ...

Share1. Bir tartışmadan çıkabilecek en iyi sonuç o tartışmanın hiç olmamasıdır.
2. Diğer kişilerin fikirlerine saygı gösterin. Asla ?Yanılıyorsun,? demeyin.
3. Eğer yanılıyorsanız, bunu kabul etmekten çekinmeyin.
4. Konuşmaya dostça bir şekilde başlayın.
5. ?Evet?lerle karşınızdakini anladığınızı gösterin.
6. Diğer insanların daha fazla konuşmasına izin verin.
7. Karşınızdakinin fikrinin ona ait olduğunu hissetmesini sağlayın.
8. Olaya karşınızdaki kişinin gözlerinden bakmaya gerçekten çalışın.
9. Karşınızdaki kişinin düşünce ve isteklerine saygı olun.
10. Diğerlerinden daha yüce güdülere hitap edin.
11. Fikirlerinizi örnekleyerek açıklayın.
12. Meydan okumaktan kaçınmayın.

Eksi puan verArtı puan ver
+55 puan
56 oy
Loading ... Loading ...

ShareNe kadar doğrudur bilmem ama bir günü artık 24 değil 16 saat olarak yaşıyormuşuz. Her şey hızlanmış…
Bunu hissetmeyen yoktur herhalde, sanki zaman koşarak giderken avuçlarımızdan, yapılacaklar listesinde kalem kalem işler sırasını bekliyor üstlerinin çizilmesi için … ve bir günden diğer güne devirle kapatıyoruz günü belki de çoğumuz. Hep, “daha fazlası olabilir mi acaba?”sorusunun cevabı peşindeyiz. Çok seviyoruz zaman yönetimi , stres yönetimi gibi kavramları. Hep acelemiz var, hep bir yerlere yetişme kaygısı… ya da bir şeyleri eksik bırakma, birilerinin arkasında kalma, bir şeyleri kaçırma kaygıları… Zamanımı boşa geçirmeyeyim, her anım dolu olsun, pişmanlık yaşamayayım düşünceleri de alabiliyor bazen bu kaygıların yerini. Modern insanın vazgeçilmez kısır döngüsü içinde günler bir biri ardı sıra geçiyor…
Bir yandan işimi yaparken bir yandan hep kollamak durumunda…

Eksi puan verArtı puan ver
+46 puan
49 oy
Loading ... Loading ...

ShareDoğrudan pazarlama, yoğun posta gönderimleri, daha ucuz postalama malzemeleri ve kısmen de ilk bilgisayarların kullanımı sayesinde 1950′lerde oldukça yaygın biçimde benimsendi. Tüketiciler için posta ya da telefon yoluyla doğrudan pazarlama ilave bir katma değer yarattı;daha geçerli mesajlar,teklifler sundu ve bazı pazarlama adımlarını yok sayma özgürlüğü sağladı. Ama sektör insanların telefon numaralarını ve posta kutularını daha başlangıçta istismar etti. ‘Junk’ posta kavramının 1954′e kadar uzandığı konusunda şüpheniz olmasın.
İzinli pazarlama, pazarlama yaklaşımına dair ‘anlat ve sat’ geleneğine göre bariz bir gelişmeyi temsil etmekteydi. Ama tüketicilerin arzusunu ve motivasyonunu ateşledikçe işlerimizi daha zor hale getirdi.
Anlamlı pazarlama, müşterinin vazgeçmesinin panzehiridir; satın almadan bağımsız olarak insanların yaşamına  değer ekler ki bu da karşılık olarak onlarla iş yapmanın ve sadakatlerini kazanmanın yolunu büyük ölçüde…